11 Mart 2017 Cumartesi

Precious Movie?




 Have you ever had a favorite movie which was you afraid of losing it? Because of it, you could not watch it over and over. Because, if you watch it you can get bored it. You don't want to lose its quality from your heart.

 I have one

 Which one is your favorite?








4 Mart 2017 Cumartesi

A Letter for Hugh Jackman




Dear Hugh Jackman.
I would like to say something about your last movie. Maybe those sentences won't have any mean for you. But it's very important for me. Because tonight, you made my precious disappointed.
I have a brother. He is one of the biggest admirer of Volverine series. Even If you would see his love you can't believe your eyes. I can't explain his feelings with words. So today was very important day for him. He was waiting for today for years. He have already been read its fiction, followed its news, watched many videos about it and also watched the series over and over. As you can see, he knew almost everything about the last movie. When it's the case, all of other members of the family was also waiting to last movie as much him. Because, Volverine was like one of the members of my family. So, I said him "after movie, call me. I am curious about your feelings."
Then he called me back. But there was something bad in his voices. He said the movie's ending was different from than the fiction. He was shocked and very deeply sad. I tried to console him. But, of course, I couldn't. He is deeply upset. He does not have any idea. He just can't believe the final...
 Today I wrote this to you. Because I have a hope that, maybe you read this, and say something for my brother.
Sincerely




22 Şubat 2017 Çarşamba

Hello 👋



 Helloooooo

 I know it's been really long time no see!

 Did you  miss me?

 I have always thought about you? But for some reason I could not write to you. The most important reason was to not watch any movie. I have some Internet problems.

 Anyway, if you did also miss me and also do you wanna learn something about me, send me message or write comments, I am gonna answer back asap!

See you! 

 Ps. I really missed writing to you. Check out my other writing. This one is already second writing! :)







Merhaba 👋



 Merhaba,

 Uzun zaman oldu biliyorum.

 Nasılsınız?

 Ben çok iyiyim. Bir sürü şey yaşadım belki ondandır. Bir çok insanla tanışıp, bir çok yer gördüm. Her geçen gün kendimi daha güçlü hissetmeye başladım. Yapmak isteyip de yaşamadıklarımı yapmaya başladım. Ufak ufak uzaklaşmaya başladım şu miskin hayatımdan.

 Son olarak okulumda son döneme girdim. Anlayacağınız bir mani olmazsa bu yıl mezunum.

 Yeni bir hayata, yeni bir dönemece az kaldı. Bunca zamandır tek bildiğim şey olan öğrencilik mesleği artık bitiyor. Yeni bir yaşam kapıda, beni bekliyor. Bakalım, neler olacak? 

Takipte kalın. 







22 Eylül 2016 Perşembe

The Princess Bride / Prenses Gelin





 Prenses Gelin William Goldman'ın 1973 yılında aynı isimle yayımlamış olduğu romandan temel alınarak 1987 yılında çekilmiş bir filmdir.

 Başrollerinde Cary Elwes ve Robin Wright'ın bulunduğu filmi izlerken sürekli "başroldekiler birbirine ne kadar da yakışıyor, ne kadar da güzel, yakışıklılar..." demekten kendinizini alıkoyamıyorsunuz. :)

 Filmin konusuna gelirsek; bir dedenin hasta torununa okuduğu masalsı bir hikayedir.

 Masalsı mı?... Evet masalsı! İçinde bol bol abartılı dövüş sahnelerinin olduğu, ekstrem yerlerde tehlikeli hareketlerin yapıldığı ve de tabi ki dev ya da cadı gibi karakterlerin olduğu eğlenceli bir film.

 Film vizyona girdiği dönemde çok da ses getiren bir yapıt olmamış, ortalama bir hasılat yapmış. Fakat ilerleyen zamanlarda film adından çokça söz ettirmiş hatta adını kült filmler arasında yazdırmış. Yetmemiş olacak ki Amerikan Film Enstitüsü'nün (AFI) yapmış olduğu birçok kategorisine de aday olmuş AFI's 100 Years... 100 Passions kategorisine de adını yazdırmış.

 Filmi izlerken aklınızda birçok unutulmaz sahnelerin yer edineceğimden adım gibi eminim. Mesea André the Giant'ın canlandırdığı dev karakteri. Kendi gibi kalbi de kocaman tatlı dev...

 Ya da Mandy Patinkin'in canlandırdığı Inigo Montoya karakteri ve onun meşhur repliği "Hello. My name is Inigo Montoya. You killed my father. Prepare to die." aklınızda kalacaklardan.. Bu arada bu film aynı zamanda Mandy Patinkin'in kendisi için en favori rolü olduğunu da unutmayalım. :)

 Aaa, bu arada bizim dev karakteri için ilk düşünülen kişinin  Arnold Schwarzenegger olduğunu biliyor muydunuz? Aslında bu filmin ilk çekilme girişimi 1970'lere kadar dayanıyor. O zamanlarda bizim Arnold çok meşhur birisi değil. Ama daha sonra filmin çekimi 80'li yıllara kadar sarkıyor. Bu arada bizim Arnold bayağı meşhur biri oluyor. O yüzden o rolü André the Giant oynuyor, ki bence çok da iyi oluyor. :)

 Filmdeki yan karakterlerden biri olan"Miracle Max"i oynayan kişi Billy Crystal'dan başkası değildir. Crystal bu rolün makyajı için hususi makyöz getirtmiş, ayrıca büyükannesinin ve Casey Stangel'in fotoğrafını getirmiş makyöze, ki makyajı daha güzel olsun diye.

 Bu kadar betimlediğim filmin tabi ki de Oskar'la alakalı haberi var. En İyi Müzik dalında Oskar'a aday olmuş.

İyi seyirler


 

7 Eylül 2016 Çarşamba

Now You See Me 2 / Sihirbazlar Çetesi






 Uzun zaman sonra Elly sinemaya gitmişti.

 Aslında Buz Devri'ne gitmek istiyordu kendileri ama bir de baktı ki kendisini bu filmde bulmuş.

 Şimdi bakalım neler denebilir bu film için?...

 Bilindiği üzere serinin ilk filmi 2013 yılında vizyona girmişti ve o zaman yaklaşık 350 milyon gibi bir hasılat toplayarak adından iyi bahsettirmişti.

 İlk filmde adından da anlaşılacağı üzere bol bol sihir, hile ve de aksiyon söz konusuydu yani en azından ben öyle tahmin ediyorum çünkü ikincisi filmin formatı tam olarak böyleydi. Yine mi kafanızı karıştırdım yoksa.. şunu belirtmek istedim; ilk filmle alakalı hiçbir şey hatırlamadan ikinci filmi izlemeye giden bir insanım ben.Neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. Yine de işe olumlu tarafından bakarsak buna rağmen pek bir kopukluk hissetmedim iki film arasında, açıkçası. Neden mi, çünkü film boyunca bir sonraki adımın ne olacağını hep tahmin ettim, ettik bir çok izleyici... Tipik bir giriş gelişme ve sonuca sahipti bana göre. Filmin içinde bir iki tane "vaaayyy" dedirtecek sahne haricinde gerisinin sıkıcı olması gerçekten üzücü idi.

 Bu tarz filmlerde izleyicilerin her zaman büyük beklentileri olur; özellikle devam filmi ise bu beklenti kat ve kat artar. O yüzden yeterince tatmin edemedi beni film, malesef. Yine de siz bilirsiniz tabi ki...

 Tabi ki her ne olursa olsun size birkaç bilgi vermek isterim filmle alakalı...

 Serinin 3. filminin yapılacağı çoktan duyuruldu.

 Serinin ilk filminde yer alan Isla Fisher ikinci filmde oynamamıştı. Sebebi Fisher'ın hamile olmasıymış. Bu yüzden kendisini 3. filmde tekrar görebileceksiniz.

 Bu filmle birlikte Morgan Freeman ile Michael Caine 6. kez aynı filmde beraber oynamış oldu.

 Morgan Freeman demişken... Freeman'ın bu devam filminde aslında yer almayacağını, sonradan kararını değiştirip projede yer aldığını biliyor muydunuz?...

 Bu arada normalde devam filminin ismi "Now You See Me: Now You Don't" olacakken daha sonradan karar değiştirip "Now You See Mee; The Second Act" olarak değiştirilmiştir.

 Son olarak filmimiz şu ana kadar 324 milyon dolar hasılat yapmış dünya genelinde diyerek yorumu siz okuyucularıma bırakıyorum. 

İyi seyirler














30 Ağustos 2016 Salı

Creed





 Rocky serisi...

 Yine bir çocukluğumun unutulmaz filmlerinden biri olan seri...

 Rocky'nin karşısına kim çıkarsa çıksın biz hep onu tutardık. Tüm kalbimizle inanırdık onun kazanacağına...

 Rocky'nin 6. filmini izlemek için sabırsızlandığım o dönem...

 Hatta serinin son filmini izlemeden önce diğer 5 filmi hemen izleyivermiştim...

 Hey gidi günler heyyyy...

 Bir iki gün önce serinin son filmini düşündüm, noldu acep ona diye..

 Şansa bak ki birileri bilgisayarıma yüklemiş filmi, sadece benim izlememi bekliyormuş...

 Açtım az önce filmi, izlemeye başladım.

 İlk defa bir serisinde Rocky Balboa başrolde değildi. Bu sefer başrol geçmişten bir dostun oğluydu, Alpollo Creed.

 Bundan dolayı bu filmi ben Rocky serisinden biri olarak göremedim. Sanki bu filmde bizim Rocky konuk oyuncu olarak katılmıştı.

 Sadece bundan dolayı olsa neyse, alışık olduğumuz pek çok Rocky filminin tasvirleri bu filmde yoktu.

 Mesela bu filmde biz Rocky'i güçlü değil, yorulmuş, hasta biri olarak görüyoruz, ayrıca serinin olmazsa olmazı "Eye of the Tiger" şarkısını da burada bulamıyoruz.

 Aslında biz bu filmde seriyle ortak pek bir şey bulamıyoruz desek yeridir.

Bundan mütevelli beklentilerimi karşılayan bir film olamadı kendisi. Keşke Rocky efsanesi adı altında izlemeseydim filmi. Belki o zaman daha güzel gelebilirdi film, neyse...

Yine de son filmle alakalı bir kaç şey öğrensek bir şey olmaz bence. :)

 Bu filmle alakalı söyleyebileceğim ilk şey; bu filmin senaryosunun  Sylvester Stallone tarafından yazılmamış olmasıdır. İlk defa Rocky filminin senaryosu başka birinin kaleminden yazılmış.

 Filmin bir sahnesinde Rocky'nin Creed'i eğitirken gözünüz Creed'in tişörtüne takılacaktır. Tişörtün arkasında "Why do I wanna fight. Because I can't sing and dance" yazısını göreceksiniz. Anlamı "Neden dövüşmek istiyorum? Çünkü şarkı söyleyemem ve dans edemem." demektir. Bu replik Rocky serisinin ilk filminde Adrien ile Rocky buz pistinde kayarken söylenmiş bir repliktir.

 Bun filmle birlikte Sylvester Stallone ikinci kez aynı rol adı altında Oskar'a aday olmuştur.

 Serideki en uzun süreli filmdir kendileri ayrıca...

 Filmin güzel yanı ufak detaylarla geçmişi yad ediyor olması. Mesela Rocky 3'te hatırlayın filmin sonunu: Apollo Creed ile Rocky kendi aralarında bir maç yapmaya karar verirler ve film birbirleriine attıkları ilk yumruk ile son bulur. Hep merak ederdim o maçı kim kazandı diye. Cevabını filmin içinde bulabilirsiniz. :)

İyi seyirler














20 Ağustos 2016 Cumartesi

Uçurtmayı Vurmasınlar




 Şu an "Uçurtmayı Vurmasınlar"  filmini izlemeye başladım.

 Daha önce hiç izlememiştim, hatta filmin Türk yapımı olduğunu bile unutmuşum.

 Hiçbir bilgiye sahip değilim film hakkında, spoil yemekten korktuğum için. Sadece bildiğim tatlı bir çocuk olacak filmde ha bir de az önce bir yerde filmin bir cezaevinde çekildiğini, yanlışlıkla, okumuş oldum. Onun harici pek bir bilgim yok film hakkında.

 Sessiz sessiz başladı film soğuk Ankara sokaklarında, en sevdiğim mekanlardan biri olan Ankara Kalesi etrafında. Bakalım neler olacak?

 O zaman bu seferlik bana;

İyi seyirler

Diyelim mi? :) 






12 Ağustos 2016 Cuma

Blog Günlüğü / Sting





 Eveeet  biraz içimizi dökelim bakalım.

 Normalde hayatıma en'lerin girmesini pek seven bir insan değilimdir. Çünkü sürekli değişen ve gelişen bir dünyada yaşıyoruz; haliyle zevklerimiz ve renklerimizde zaman içerisinde değişiyor. Hiçbir konuda sabit kalamıyoruz, anlayacağınız.

 Tüm bunlara rağmen en sevdiğin sanatçı kim dediklerinde yıllardır değişmeyen bir cevaba sahiptim.





 STING





 Ara ara resmi sitesine bakardım acaba bir daha Türkiye'ye gelir mi diye...

 Yanlış hatırlamıyorsam 27 Temmuz günüydü. Twitter'da bir haber okudum: Sting Türkiye'ye, Antalya'ya Expo 2016 etkinliklerine geliyor!

 Şimdi buradan bir virgül koyalım ve benim için Sting'in önemini size bir netleştirelim.

 Malum öğrenciyiz. Öğrenci=masraf=borç. Neyse...

 Kredi kartında borç eksik olmuyor. Taksitler taksitleri kovalıyor ama bizim Elly yine de yaşamaya devam ediyor.

 Hal böyleyken bir de hayal kuruyor bizim Elican. Buna göre  borçları bittiği zaman bir banka hesabı açacak ve o bankada para biriktirmeye başlayacak, şu an dünya turnesinde olan Sting'in konserine gidebilmek için. Yani amaç madem adam Türkiye'ye gelmiyor; o zaman ben ona giderim.

 Şansa bak ki Elican'ın borçları bitmeye başlıyor ve de internette o tweet'i görüyor. Biliyorsunuz işte Antalya'ya gelmeler falan.

 Allah'ım  gökte ararken yerde mi buldum, dualarım kabul mu oldu derken, staj yerinden izin alınıyor ve de Antalya için uçak biletleri alınıyor, konser bileti ile birlikte.

 Bir dakika ne uçak bileti dediğinizi duyar gibiyim. Staj yerim İstanbul'da da benim... Düşünün bende ki Sting aşkını.

 Neyse aldım biletleri başladım gün saymaya. 6 Ağustos cumartesi günü idi gidiş biletim. O güne kadar yüreğim ağzımda, kafamda Sting şarkıları günleri bitiriyorum. Ardından 5 Ağustos'ta yani gitmeme bir gün kala kuzenimden (konsere onunla gidecektim) bir mesaj. Elican konser iptal olmuş...

 O anki ruh halimi hala anlatamıyorum...

 Ertesi akşam yine de Antalya'daydım. Bilet boşa mı gitseydi. :)

 Her şerde bir hayır vardır diye boşuna dememişler. Fark etmemişim ama gülmeyi unutmuş, sinir küpü biri olup stresten bunalıp çıkmışım.

 Sevgili kuzenimolarım vesilesiyle mutluluktan doldum taştım, normal şartlarda bir yılda atabileceğim kahkahaları 3.5 güne sığdırdım da geri döndüm İstanbul'a...

 İyi ki Varsınız,

 Şükür.














 

23 Temmuz 2016 Cumartesi

3.10 to Yuma / 3.10 Yuma Treni





 Kaç kere geçtim şu ekranın başına artık sayamıyorum. Her seferinde yarım kalan cümleler, kaydedilmemiş yazılar kaldı burada. Ama sefer başka. Bu sefer yazacağım. Çünkü sabırla beklediniz yeni yazımı. Size bir teşekkür borçluyum.:)

 En son yazı yayımladığım tarihe baktım. Sanki bir asır geçmiş. O zamandan bu zamana yine de bir çok insan blogumu ziyaret etmiş. En çok ziyareti de Rusya'dan almışım. O yüzden en büyük teşekkür size; sevgili Rus misafirlerim.

 Son zamanlarda hem ben hem de Türkiye zor bir süreçten geçtik, bu kötü dönem malesef hala devam etmekte. Gülümsemek için sebep arar olduk şu zamanda. Bundan da kaynaklı bir türlü yayımlanmayan yazılarım.

 Neyse yine çok konuştum değil mi? Hani biz asıl konumuza yani filmlerime geçelim.

 Şimdi size öyle bir film tavsiye edeceğim ki bana çok teşekkür edeceksiniz, tabi filme benim gözümden bakarsanız. :)

 Filmin orijinal ismi 3.10 to Yuma. Türkçe ismi ise 3.10 Yuma Treni.

 Filmimiz 2007 yapımı bir Amerikan kovboy filmi.

 Sanırım konuya yanlış bir yerden başladım. :/ Şöyle başlasam daha iyi olur. 1953 yılında Elmore Leonard aldı bir yazar 3.10 to Yuma adlı bir kısa hikaye yayımlar. Çok beğenilen bu hikayenin 1957 yılında hikayeyle aynı isimle filmini çekerler. Film Türkiye'de Gönüllü Katil olarak adlandırılmıştır. Ayrıca bu film 2012 yılında ABD Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasında seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmeye başlanmış.

 Şimdi ben size bu filmi bu kadar anlattım ama asıl anlatmak istediğim film bu değildi ki. :)

 Ben bu 1957 yapımı filmin 2007 yılında yeniden çekilmiş olan versiyonunu izledim, size de onun hakkında bilgi vereceğim.

 İzlediğim filmin başrol oyuncuları Christian Bale ve Russell Crowe. Aslında başrol oyuncularını bu iki kişiyle kısıtlamak biraz yanlış bir yaklaşım olacak bu film için. o yüzden 'asıl' başrol oyuncuları diye bir düzeltme yapmak isterim.

 Macera, suç, drama türünde olan filmin konusu; borç batağında, küçük bir çiftlik sahibi Dan Evans'ın (Christian Bale) belli bir para karşılığında yeni yakalanmış, bir suç örgütü liderini saat 3.10 da Yuma mahkemesi için kalkacak trene kadar refakat etme sürecini anlatıyor.

 Peki bu filmde beni bu kadar etkileyen şeydi, hepinizin kafasındad şu an bu soru, biliyorum. :) Filmde tutuklu haydut rolünü oynayan kişi Russell Crowe'du. Bana göre dünyanın en karizmatik kötüsü Russell Crowew'un oynadığı Ben Wade karakteriydi. Bir rol bir oyuncuya bu kadar mı yakışır! Hatta bu karakter için Tom Cruise'ı bile düşünmüşler, ama, Allah'tan, sonradan vazgeçmişler kararlarından.

 Film vizyona girdikten sonra birçok eleştirmen tarafından olumlu eleştiriler almış ayrıca da 2 tane de Oskar'a aday olmuş. Ayrıca dünya çapında da yaklaşık 70 milyon dolarlık bir hasılat yapmış.

 Şimdi ben size filmin konusunu, tarihini, özelliklerini anlattığıma göre ne diyorum son söz olarak;

İyi seyirler












6 Temmuz 2016 Çarşamba

The Life of David Gale / Ölümle Yaşam Arasında





 Herkese yeniden merhaba,

 Yine bir on bir ayın sultanını ardımızda bıraktığımız, bol bol akraba ziyaretlerine şahit olduğumuz, tıka basa midemizi doldurdumuz bir bayrama kavuştuk. Herkesin bayramı mübarek olsun. :)

 Bu Ramazan ayı benim için bambaşka geçti. İlk defa ailemden uzakta idim bu bayramda. Malum bütünleme sınavlarına denk geliyordu sınavlar. :/ Ama iyiki denk gelmiş dediğim bir aydı. Çünkü bu sayede ilk defa İstanbul'da oruç tutmuş oldum. Hemen hemen her iftarda bambaşka insanlarla iftar yapıp, bambaşka ramazan anıları biriktirdim. Unutulmaz bir donemdi benim için.

 Tabiki bu dönemde vakit geçsin diye filmler izlemeyi de ihmal etmedim.

 Bugün size anlatacağım filmde onlardan biri olacak.

 Orijinal adı ' The Life of David Gale'  olan filmi Türkler 'Ölümle Yaşam Arasında'  diye çevirmeyi uygun görmüşler. İyi mi etmişler, bilemedim. Neyse...

 2003 yılında vizyona filmin oyuncu kadrosunda hepimizin Titanik filmindeki Rose karakteri ile tanıdığı Kate Winslet bulunuyor. Ayrıca Kevin Spacey de filmde oynayan diğer başrol oyuncu.

 Filmin türü gerilim, korku, suç, cinayet  diyebiliriz. Zaten Kevin Spacey'nin filmlerinde her zaman biraz gerilime denk geliyorum ben. Mesela Se7en ya da Usual Suspects buna güzel bir örnek olabilir.

 Filmin türü aynı zamanda bir cinayet filmi olduğu için film boyunca 'acaba katil kim, sonu nasıl bitecek' diye kendi kendinize meraklanıp, tahminlerde bulunuyorsunuz. Sonunda da hiç birini tutturamıyorsunuz, kusura bakmayın. :) En azından ben ve kardeşim filmin sonunda bayağı şaşırdık.

 Yine de benim bu kadar övmeme rağmen film bir çok ülkede negatif eleştiriler almış. Çünkü filmde verilen mesaj idam cezasının yanlış, canice bir uygulama olduğunu söylüyor ana karakterler tarafından. Bu yüzden idam cezasını uygulanan bir çok ulkede hoş karşılanmıyor film. Bir çok eleştirmen tarafından düşük puanlara tabii oluyor. Ama, yine de bizim IMDB amcamız filme 7.5 puan vermiş. Bu da gösteriyor ki; eleştirmenler ne derse desin halk filmi sevmiş. :)

 Bence siz de boşverin filmin mesajını ya da eleştirmenlerin görüşünü; açın filmi izleyin. Pişman olmayacaksınız.

İyi seyirler







24 Haziran 2016 Cuma

Erin Brockovich / Tatlı Bela






 Türkçe'ye Tatlı Bela diye adlandırılmış bir Julia Roberts filmiydi Erin Brockovich.

 2000 yılında vizyona giren filmin konusu Erin Brockovich'in hayat hikayesi diye açıklayabiliriz.

 Yoksulluklar içinde 3 çocuğuna bakmaya çalışan eski bir güzellik yarışması güzelinin hayatını anlatıyor. Bir çok işe başvurmasına rağmen bir türlü bulamıyor, üstüne üstlük bir trafik kazası geçiriyor. Sigortası olmadığından 17.000 dolar borca giriyor. Anlayacağınız başına gelmeyen kalmıyor. Buna rağmen asla hayattan pes etmiyor. Sonunda bir avukatın yanında dosya düzenleme işi buluyor. Fakat zaman geçtikçe kendini büyük bir elektrik şirketinin yapmış olduğu çevre kirliliğine karşı savaşırken buluyor.

 Bir kadının neler yapabileceğini anlatan güzel bir film.

 Bu filmin bir başka özelliği ise Julia Roberts'ın Oscar'ı eve götürmüş olmasıdır.

 Filmde en tuhafıma giden şey neydi diye sorarsanız Aaron Eckhart'ın (Batman: Kara Şövelye'de Harvey Dent'i oynayan oyuncu) karakteri için girmiş olduğu tipti diyebilirim. Bayağı şaşırmıştım, hatta gözlerime inanamıştım ben açıkçası. :)

 Uzun lafın kısası film güzel izlersen, haber et eğer beğenirsen :)

 İyi seyirler











18 Haziran 2016 Cumartesi

Ramazan Filmleri/ Movies for Ramadan






 Merhabalar, merhabalar ve yeniden merhabalar :)

 Neler neler yaşadım buralarda yokken bir bilseniz...

 Biraz ramazan, biraz okul bitiyor diye arkadaşlarla vedalaşmalar en çok da bütünlemeler...

 Tipik Eliconava yaşantısı işte...

 Sizler neler yaptınız peki, nasıl gidiyor hayat, ramazan, yaz ve tabi ki sı cak laaarrrr...

 Allah yardımcımız olsun.

 İşte tam da böyle zamanlarda benim en çok sevdiğim aktivite olan film izlemeyi de kendi menfaatime göre değerlendirdim. :)

 Bu aralar iki tür arasında gidip geldim. Animasyonlar ve Chuck.

 Malum bu sıcaklar, bütünlemeler falan insanda kafa bırakmıyor. O yüzden nerede anlaşılması kolay izlemesi eğlenceli bir şey var; orada ben vardım; ki bu gidişle böyle de devam edecek. :)

 En son yani dün, hele şükür, benim en sevdiğim animasyonlardan biri olan Kung Fu Panda 3 'ü izledim, üstelik benim gibi animasyan sever başka bir arkadaş bularak :D

 Gün boyu birlikte çok güzel bir vakit geçirmiştik, akşama da tatlı niyetine Kung Fu Panda'yı izlemek büyük bir eğlence oldu bizim için. :)

 Yine çok konuştum galiba ben, o zaman Elican kaçar, size animasyon dünyasında iyi eğlenceler dilerim.

İyi seyirler










 

7 Haziran 2016 Salı

Merhaba Sevgili Okuyucularım;





 Filmlerim ve Fikirlerim bu hafta yurt dışından gelen misafirlerle doldu taştı.

 Tayvan'dan Hollanda'ya; ABD'den Portekiz'e yepyeni arkadaşlarım oldu.

 Hepinize çok teşekkür ederim.

 Yepyeni yazılarla ve yepyeni misafirlerle görüşmek dileğiyle;




Sağlıcakla kalın :)




















4 Haziran 2016 Cumartesi

Death Note





 Hayatımda ilk defa anime izledim geçenlerde.

 Az buçuk animelerle ilgilenen herkesin bildiği en popülerden biri olan 'Death Note' idi ilk anime deneyimim.

 Devamı gelir mi bu animelerin, bilmiyorum, çünkü bambaşka bir dünya animeler diyarı... Öyle ki 800 kadar bölümü olan animeler varmış... Zor kardeşim zor yeni bir şeylere başlamak, yapmak, bulmak vs...

 Neyse konumuza dönelim biz. :)

 Türkçe'ye 'Ölüm Defteri' diye çevirebileceğimiz animemiz başlangıçta bir manga (Japon çizgi romanlarına verilen isim) olarak piyasaya sürülmüş. Ardından çok beğenilen manganın animesini yapmaya karar verilir ve 2006-2007 yılları arasında ortalama 20 dakikadan oluşan 37 bölümlük bir seri yayınlanır. Bu da yetmez bir de 3 tane filmini çekerler manganın!

 İşte bunu izledim ben.

 Animenin konusu ise şöyle: Dünyadaki adaletsiz durumdan bıkan 17 yaşındaki lise öğrencisi Light Yagami bir gün tesadüfen doğa üstü güçlere sahip bir defter bulur. Bu sayede bu defterle birlikte hep istediği o ideal, adaletli dünyayı yaratmaya çalışacaktır. Tabiki karşısına birçok zorluk çıkacak ama bizim Yagami o keskin, inanılmaz üstün zekasıyla öyle şeyler yapacak ki...

 Dediğim gibi anime izlemek benim yeni bir olaydı. Dolayısıyla kafamda bir sürü oluşmuştu. Allah'tan anime canavarı bir arkadaşım vardı da sorular aydınlığa kavuştu. :)

 Gel gelelim benim ilk izlenimimlerime... Bu kadar akıllıca bir senaryoyu yazan senaristi ayakta alkışlamak isterim doğrusu. Bir bulmacayı çözmeye çalışırmış gibi ya da bir satranç müsabakasını izlermiş gibi, hep bir sonraki hamleyi merak ediyor izleyen insan. Bu açıdan baktığımda mangayı yazan Tsugumi Ooba'yı tebrik etmek isterim.

 Ama yine de animeyi kendimi iyi hissedemiyordum. Çünkü animede oynayan kadın karakterler (bana göre) kötü tasvir edilmişti. Kadınlar erkeğinin kölesi o ne isterse yapacak tipte aptal kızlardı. Kadınların bu kadar basit bir varlık olarak tanıtılırken erkeklerin üstün zekalı olması beni delirtti! Bu yönüyle bakınca da haliyle tepemin tası attı. Dolayısıyla seriyi izlerken hep bir gelgitte kaldım; hem sevdim hem de nefret ettim; hem merak edip hemen izledim hem de hiç izlemeden birkaç gün geçirdim...

 Değişik bir deneyimdi benim için. İlginizi çekiyorsa buyurunuz, izleyiniz.

İyi seyirler